Seyahat Toplum

Ah Estergon

Tuna Nehri’nin kıyısında oturup Osmanlı’nın batıdaki son sınır kalesi Estergon’u seyrederken tarifsiz duygular yükleniyor kalbime.

Anadolu’da ve Balkanlar’da bir sınır algısı oluşmuyor ama Estergon’dan batıya bakınca “bundan sonrasına kahramanca fetihler yerine ekmek parası peşinde göçlerle ilerlemişiz,” diyor, sınırları algılamaya başlıyorum.

Necip Fazıl’ın Sakarya’ya yazdığı dizeler geliyor sonra aklıma.

“Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?”

Tuna’ya daha çok yakışmaz mı bu dizeler? Tuna’nın ardına serpilen çil çil kubbeleri tek tek yıktılar. Giden şanlı akıncılar yurtlarına dönemediler.

Estergon’un bile heybetini yok edebilmek için kaleyi yıkıp bu dev katedrali yapmışlar içine.

Tuna boyları, serhad akıncıları, Eflak, Boğdan, Erdel illeriyle, Hünyadi Yanoş, Vlad Tepeş gibi voyvodaların hikayeleriyle büyüdüm ben.

Buralara gelip savaş meydanlarını gördükçe, kitaplardaki hatta çizgi romanlardaki kaleleri, şatoları gördükçe etkilenmemek elde değil. İstersen elli kez gel Estergon’a, hikayesi her zaman etkileyicidir.

Hoşçakal Tuna. Bir gün döneriz elbet.

Malum şiirde söylediği gibi,

“Küffar sanır hüccet almış Eğri’ye
Hali benzer nefes çekmiş bengiye
Bre sorun Nemçelü’ye Lehli’ye
Ne de çabuk unuttular Mohaç’ı
Zigetvar’ı, Temişvar’ı, Uyvar’ı…”

Biz unutmayalım yeter. Biz unutursak her şey biter.

Eylül 2019, Estergon, Macaristan

Bir de şu konular var

Siz ne dersiniz?

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.