Seyahat Toplum

Duble yollar ve Anamur

Türkiye’nin her yerinde hummalı bir yol yapım faaliyeti var son yıllarda. Doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi fark etmiyor; duble yol inşaatları her yerde devam ediyor.

Yol, medeniyettir. “Her yere karayolları yapıyorlar, vergilerimiz duble yollara gidiyor,” diyecek değilim. Yıllardır Türkiye’yi karış karış gezdim, yapılan yolların neredeyse tamamı daha önce hiç yolu olmayan yerlere kuruluyor.

Evet, 2000’li yılları yaşayan bu ülkede, daha birkaç yıl öncesine kadar adam gibi yolu olmayan kentler, kasabalar vardı. Bugün ise şehirlerin neredeyse tamamı birbirine duble yollarla bağlandı, coğrafi koşulların ve terörün engel olduğu bazı güzergahlar kaldı sadece. Oralar da tamamlandığında Türkiye’nin tüm şehirleri duble yollarla veya ücretli otoyollarla birbirine bağlanmış olacak.

Daha 10 yıl önce, Ankara’nın doğusuna geçtiğimizde bir şehirden bir şehre gitmek saatler sürerdi. Tek gidiş tek geliş, virajlı yollarda bir kamyonun peşine takılır, önümüzdeki aracı geçmeye korkardık.

Şimdi bakıyorum da, kuş uçmaz kervan geçmez bölgelerde, 150 km gidip bir insana rastlamadığımız kırsallarda bile duble yollar sayesinde gayet konforlu seyahat edebiliyoruz.

Şehirlerin gelişimi açısından, bu gerekli bir durum. Yukarıda da söylediğim gibi, yol medeniyettir. O yol olacak ki o şehre ticaret gitsin, o yol olacak ki o şehrin insanı yaşadığı şehrin dışına açılabilsin. O yol olacak ki o şehrin insanı “yolu bile yok buranın,” diyerek doğduğu şehri terk edip, göç kervanına katılmasın.

Duble yol çalışmaları başladığından beri bugüne kadar uyuyan şehirler uyandılar. Yatırım almaya başladılar. Henüz fabrikalaşma yok ama biraz destekle o da olacaktır.

Bir şehrin gelişmesi için sadece karayolu yetersiz tabi, daha onlarca kriter var. Fakat karayolu, en temel ihtiyaçtır. Ulaşımı olmayan bir şehir hiçbir şekilde gelişemez.

Fakat bu yollar yapılırken şehirlerin durumu da göz önüne alınmak zorunda. Şehrin gelenekleri, o güne kadar neyle ilgilendiği ve ekonomisini nasıl yönettiği, o günden sonra da nasıl yöneteceği önemli. Yapılan yolların o şehrin ekonomisini, kültürel yapısını nasıl etkileyeceği de önemli.

Yıllardır hayvancılıkla geçinen Bingöl, duble yolların getirdiği heyecanla hayvancılığı bırakıp başka işlere yönelirse neler olur, mini mini muzlar yetiştiren Anamur, duble yolla tanıştığında Alanya gibi aç turist cennetine mi döner, bunları hesap etmeden yol yapmak, tribünlere oynamaktan öteye gitmez.

Evet, Anamur. Bu yazıyı Bozyazı’da bir otel odasında yazıyorum. 80’lerden kalmış gibi görünen bir otelin, Aralık’ın 15’inde açık balkon kapısından dalga seslerini dinlediğim bir odasındayım.

Taşucu, Yeşilovacık, Aydıncık, Bozyazı, Anamur… Türkiye’nin en bakir kıyıları buralar. Ne Karadeniz gibi sahil yoluyla, ne Ege gibi limanlarla, ne de Akdeniz gibi otellerle harcanmadı bu sahiller. Coğrafyası zorlu, toprağı bereketli, denizi muhteşem bölgeler buralar.

Mersin – Antalya karayolu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk asfalt yollarından biri. Eşeklerin önderlik ettiği, kazma kürekle yapılan yollardan. Ne zaman geçsem, aklıma bu yolların yapımında ölenler, yaralananlar, çekilen çileler gelir.

Günümüzde bile tek gidiş tek geliş, virajlar ve iniş çıkışlar yüzünden sürekli vites değiştirdiğiniz için bir el direksiyonda bir el viteste sürdüğünüz, karşıdan gelen araca yol vermek için ya uçuruma, ya kaya duvarlara yanaşmak zorunda olduğunuz, zorlu yolları var bu bölgelerin. Türkiye’nin açık ara en riskli ve manzarası en güzel yoludur Mersin – Antalya yolu.

Bu bölgenin kasabaları, yolun zorluğu nedeniyle Alanya gibi, Kemer gibi renkli turizm etkinliklerine sahne olamıyorlar. Kıyıları parselleyen çirkin oteller yapılamıyor buralara, her şey dahil tatil yapıp otel – disko – plaj arasında mekik dokuyan aç turistler tercih etmiyor bu bölgeyi.

O nedenle otelleri eski, caddeleri sakin, insanları sıcak. Bir samimiyet var Mersin’de. İnsanlar muz yetiştiriyor, seracılık yapıyor, denizlerinin güzelliğinden bir kendileri, bir de o yolu çok seven maceracılar yararlanıyor. Bir de tekneyle gelen mavi turcular tabi.

Fakat üç yıldan beri duble yol çalışmaları burada da devam ediyor. Adana – Mersin arası zaten tamamen bölünmüş yolla gidiliyor. Silifke – Anamur arasında ise birçok noktada, özellikle kasaba çevrelerinde bölünmüş yol inşaatları tamamlanmış durumda.

Bazı bölgeler ise inatla direnmeye devam ediyor. Yol inşaatında çalışan bazı mühendislerle konuştum. “Buralara tünel yapmak zor. Toprak yumuşak, kayıyor. Yamaçlardaki eski yolları genişletmek de zor. Toprak ya yolun üzerine kayıyor, ya da yol çöküyor. İstinat duvarı yapmak için yamaçları taraçalandırmak gerekiyor fakat yaşlı ormanlar nedeniyle bu iş de çok uzun sürüyor. O nedenle Türkiye’deki tüm duble yol çalışmaları bittiğinde bile bu yollarda inşaatlar devam edecek. Bu yol projelendirilirken 2012’de bitme hedefi vardı, artık ne zaman biter bilinmez.”

Çalışanlar bu durumu bir şikayet olarak anlatıyorlar ama benim hoşuma gidiyor. İçten içe seviniyorum. Bölgenin doğası bozulmayacak, yollardaki macera devam edecek, Anamur Alanya olmayacak diyorum kendi kendime.

Evet, duble yol önemli bir ihtiyaç. Adana’dan Antalya’ya gitmek için Karaman’dan dolaşmak gerekiyor. Fakat bazı bölgelerde duble yolların doğayı ve o şehrin kimliğini tamamen ortadan kaldıracağını da unutmamak lazım.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, yol sonrası neler olacağını, şehrin ekonomisinin ve kültürünün nasıl etkileneceğini de düşünmek lazım. Bugün dönümlerce arazide muz yetiştiren Anamur, duble yollar tamamlandıktan sonra Alanya gibi olacak. Ne tarım kalacak, ne doğal güzellik. Yüzlerce otel binası dikilecek bakir sahillere.

Eğer imara açılmayacaksa tamam. Yolu bir şekilde kabullenir doğa. Fakat imar gelecekse, duble yollar Anamur’un yararına değil, zararına olur.

Tabi biz burada ne söylersek söyleyelim, bu yollar yapılmaya devam edecek. Eğer yaşarsak görürüz, bakalım 10 yıl sonra ne halde olacak Anamur, Bozyazı gibi cennet köşeleri.

Aralık 2012, Bozyazı, Mersin

Bir de şu konular var

Siz ne dersiniz?

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.