Otomotiv Seyahat

Hayalimdeki camper’a doğru

Şu dünyaya yönelik en büyük hayalim tüm kıtaları direksiyon başında, mümkün olduğunca asfalta basmadan dolaşabilmek. Yeterince şehir gördüm ve ben doğada mutluyum. Rotam hazır, kafamdaki araç ise sürekli değişiyor.

Bu hayal yüzünden evliliği bile salladım bugüne kadar. Kısmet. Becerebilirsem çıkarım, olmazsa da kısmet değilmiş der otururum. Evlilik değil, yolculuktan bahsediyorum.

Bu nedenle yıllardır kamyoncusundan hippisine kadar uzun yol yapan yüzlerce insanla konuştum. Tembel karavancılardan da, çılgın motorculardan da fikirler aldım, almaya devam ediyorum. Gün gelir çıkarım diye off-road bilgimi, motor bilgimi geliştirdim. Doğada hayatta kalmaktan tut doğal malzemelerden kendimi savunacak veya avlanacak silah yapmaya kadar birçok konuda hem teorik hem pratik bilgiler edindim. Fırsat buldukça tatillerimi ve hafta sonlarımı doğada geçirmemin bir nedeni de bu. Bilgi ve tecrübe sahibi olayım da, bir gün yola çıkma imkânı bulduğumda iş öğrenmeye çalışarak vakit kaybetmeyeyim.

Aşağıda sayacağım araç gruplarının büyük kısmıyla kısa ve uzun süreli denemeler yaptım. Çekme karavanlarla, minibüs campervan’larla birkaç günlük turlar ve kamplar yaptım. Hem internetten inceledim hem de fikir verecek kadar kullanarak ihtiyaçlarımı ne kadar karşılayabileceklerini anlamaya çalıştım. Sadece 4×4 campervan deneyemedim.

Biraz ehl-i keyf olduğumu kabul ediyorum. Gürkan Genç gibi kahramanca bisiklet tepesinde 10 yıl dünyayı dolaşmak benim harcım değil. Veya motosikletle kilometrelerce gidip her gece bir yerlerde kamp kurmak, her yemeği kamp ateşinde pişirmek, bir duş için günlerce fırsat aramak bana göre değil. Kamp yapmak muhteşem fakat kampa mecbur olmak birkaç hafta sonra fazlasıyla yorucu olur. Serde biraz hedonistlik olmasa şimdiye kadar çoktan yola çıkmıştım bir motosiklet tepesinde.

Bünyede hem doğa sevdası hem de konfor olunca işler biraz karmaşıklaşıyor. O nedenle rotam her ne kadar hazır olsa da yola çıkacağım araç konusunda ikilemlerim devam ediyor.

Yedi kıtayı içeren beş yıllık bir dünya turunu maksimum konfor ve minimum masrafla sürdürebilmek için bugüne kadar yaptığım araştırmalardan edindiğim bilgileri burada paylaşmaya karar verdim. Hem kendime not olsun, hem de buraya yazarken kafamdakiler pekişsin. Hem de böyle bir araştırma yapanlara yardımım dokunsun.

Öncelikle gezi planımı kabaca aktarayım. Burada maksat tüm rotayı aynı araçla tamamlayabilmek. Çünkü sağ salim dönebilirsem bir çiftliğe yerleşip aracı da kuracağım Evliya Çelebi müzesinin ilk eseri olarak sergilemek istiyorum.

Zorlu rotaları araç henüz diriyken tamamlamak gibi bir düşüncem var. Haliyle ilk hedef Afrika. Sonrasında Güney Asya, Orta Asya, Sibirya ve Doğu Asya. Sonra bol bol gemi yolculuğuyla adadan adaya atlayarak Malezya, Filipinler, Endonezya gibi ada ülkeleri, ardından yıllardır heves ettiğim Avustralya ve Yeni Zelanda.

Sonra Amerika kıtası geliyor. Güney Amerika’nın güzel ve tehlikeli ülkelerinin ardından ABD, Kanada ve Grönland. Doğru bir araç seçimi ve hazırlıkla Grönland’a karayoluyla gitmek mümkün. Oradan da İzlanda’ya feribot var. İzlanda’dan sonrası zaten bildiğim yollar, Avrupa. Medeniyet anlayışı kendinden menkul Avrupa’yı en sona bırakıyorum. Zira Avrupa’yı otomobille bin kez turladığım için haritasını avucumun içi gibi biliyorum. Sona bırakayım, belki biraz özlerim.

Rotam kabaca bu şekilde. Her türlü yol şartı mevcut. Aşırı sıcak çöl geçişleri, yağmur ormanları, tuz gölleri, derin su geçişleri, -50 derecelerin normal sayıldığı kutup bölgeleri, karla kaplı göller, derin çamurlar, heyelanlar, çığlar, seller, vahşi hayvanlar ve kötü niyetli insanlar var bu rotada.

Haliyle bu rota için kendi kondisyonum kadar aracın kondisyonu ve becerileri de önemli. Rotadaki zorluklar nedeniyle bisiklet, motosiklet ve otomobil grubunu en baştan eliyorum. Devasa kamyon ve otobüslerden oluşan süper lüks motorhome grubunu da istediğim özgürlüğü sağlayamadığı ve fazla dikkat çektiği için eliyorum. Mercedes Zetros gibi 6×6 canavarlar benim ilgi alanımın dışında.

MAN ve Unimog temeline inşa edilmiş muhteşem expedition araçları var. Bunların dünyadaki en büyük ustası Bimobil iken Türkiye’den de Crawler bu işe soyunarak MAN TGM üzerinde nefis bir projeye imza attı. Ayakta alkışlanacak bir iş, daha önce de yazmıştım. Lakin MAN ve Unimog gibi canavarlar benim rota için fazla büyük kalıyorlar.

Malumunuz olduğu üzere off-road tek araçla yapılmaz. Dünyanın çeşitli yerlerinde zorlu parkurlar kovalamak niyetindeyim ve o parkurlara girerken yanıma o bölgeden birkaç maceracı bulmam şart. Defender, Land Cruiser gibi araçların kullanıcısı çok ama Unimog kullanan yok denecek kadar az. Crawler’ın MAN’ı kolay kolay yolda kalmaz. Ancak bir yere saplarsam da bu arabayı Defender falan çekemez. O yüzden ne kadar canavar olursa olsun ondan da vazgeçmek zorundayım.

Bu durumda elimde çekme karavan, minibüs tabanlı campervan ve SUV grupları kalıyor. Çekme karavanlar kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Yol karavanları fazlasıyla nazlı ve hantal oldukları için listemizden eleniyor. Off-road karavanlar ise ilgi çekici. Özellikle Avustralyalı üreticiler bu konuda çok başarılı örnekler ortaya koyuyorlar. Kedron, Nova, Spinifex gibi firmaların gerçekten iştah açan off-road karavan modelleri var. Hatta Türkiyeli Crawler da bu konuda çok iddialı.

Bazen aklıma şöyle Mercedes G veya Land Cruiser J76’nın arkasında bir off-road karavan takmak geliyor ama yıllar boyu yolda olmayı planlayan bir gezgin için bu ekipman fazlasıyla hantal kalıyor. O nedenle bu nefis çekme karavanları da eliyorum.

Ne kaldı? Minibüs tabanlı campervan ve SUV.

Minibüsleri kabaca üçe ayırabiliriz. Class C sınıfında yer alan alkovanlı modeller, daha derli toplu duran Class B modeller ve dört çeker özellikleriyle öne çıkan VW Syncro, Sprinter 4×4 gibi daha vahşi modeller.

Burada da alkovanlı modelleri eliyorum. Bunlar ihtiyar işi, emeklilikte pikniğe gidilecek, yazlık yerine plaj plaj dolaşılacak hantal araçlar. Rüzgar eser yürümez, çamur olur yürümez, karda zaten düşünme bile.

Class B modeller arasında efsanevi tasarımlar ve markalar mevcut. Karavan dendiğinde akla ilk gelen markalardan biri olan Airstream, bu grupta nefis modeller koyuyor ortaya. Bunun yanı sıra Hymer, Leisure Travel, Roadtrek, Sportsmobile gibi firmaların da çok lüks ve kullanışlı modelleri mevcut. Gelgelelim bu arkadaşların hiçbiri araziye çıkamadığından, alayını birden elemek zorunda kalıyorum. Çünkü bana Bolivya’da Ölüm Yolu’nu geçebileceğim, Afganistan’da nazıyla uğraşmayacağım bir şey lazım.

Bu kez geliyorum minibüs tabanlı 4×4 grubuna. Artık elemenin sonuna yaklaşıyorum, daha seçici davranmak lazım. Bu grupta öne çıkanlar 4×4 Ducato, Sprinter ve Volkswagen Syncro.

Artık işi yerinde inceleme vakti diyorum ve yolum İsviçre’ye düşmüşken Davos’ta oldukça büyük bir campervan galerisinin kapısından içeri giriyorum. Çünkü Türkiye’de bir tanecik 4×4 campervan deneme şansı bulamadım. Tüm modelleri inceliyorum ve anlıyorum ki Bimobil, Winnebago ve Sportsmobile’ın ürettiği Sprinter’lar ihtiyacımın %70’ini karşılayabilecek seviyede. Hatta Sportsmobile’ın tasarımı doğru bir altyapı güncellemesiyle Kuzey Kutbu ve Sibirya etaplarını bile tamamlayabilir. Bunu bir kenara not ediyorum.

Elbette Sportsmobile her ne kadar 4×4 olsa da temelde bir minibüs olduğu için off-road yetenekleri sınırlı. O nedenle gözüm sürekli Toyota Land Cruiser J76, Land Rover Defender ve Mercedes G Klasse gibi canavarlara kayıyor. Bunlar nefis araçlar. Lakin arazide kütür kütür yürüseler de içeride duş imkânı olmadığı için dört mevsim yaşamaya uygun olmuyorlar. Yani aslında olur da konforlu olmuyor.

Sonuçta campervan kadar geniş ve yüksek değil, kısa şasili arazi aracı bunlar. Ancak araştırdıkça çok enteresan iç tasarımlara denk gelmeye başlıyorum. Minicik aracın içine bir şekilde duş ve tuvaleti sığdırabilen gezginler var. Araştırmaya devam edince seri üretim yapan olmadığından bir başka gezginin projesini uyarlamak daha mantıklı gelmeye başlıyor.

Seri üretimlerde Matzker MDX var mesela, heyecan verici bir tasarım. Nestle Exkab 4S var, iç gıcıklayıcı. İkisi de duşsuz. Ben istiyor duj, araştıracak biraz daha.

Bu kez şu çılgın abiye denk geliyorum: https://www.youtube.com/watch?v=9LS3BBdvnw8

Bu adam işi çözmüş. İncelediğim yüzlerce 4×4 overland araç tasarımında bunun kadar kullanışlısını görmedim. Her santimi değerlendirmiş, nefis bir eser çıkarmış ortaya. Üstelik projeyi de satıyor isteyene. Tanıdığım mimar ve mühendis arkadaşlara projeyi gösteriyor, daha az ahşap, daha çok fiberle bu işi başarıp başaramayacağımızı soruyorum. Hafifletmek lazım, bu makine ağır. Bir yandan da beş yıllık zorlu bir rotaya çıkmak için el yapımı bir proje kullanmak ne kadar sağlıklı olur diye düşünüyorum.

İşten güçten fırsat buldukça, ekonomik tartışmalardan bunaldıkça bu projeleri incelemeye, yenilikler aramaya devam ediyorum. Bir yandan da yola çıkacak parayı denkleştirebilmek için çalışmaya devam ediyorum.

Doğruya doğru, bir süredir pek bakmamıştım. Ve bugün Youtube’da dolaşırken aradığım projeyi sanırım buldum.

Avustralyalı Earthcruiser, zamanında Mitsubishi Fuso üzerinde bir proje yapmıştı, Earthcruiser FX. Ne büyük ne küçük, ideal bir tasarımdı bu. Fakat o kadar takip etmeme rağmen dünya turu yapan hiçbir maceracı tercih etmedi bu aracı. Demek ki bir bildikleri var dedim, ben de ilgilenmeyi bıraktım.

Earthcruiser da durumun farkına varmış olacak ki, yepyeni bir proje geliştirmişler birkaç ay önce: Earthcruiser G-Pro Escape.

“İşlevsel tasarım” dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Dieter Rams der ki, “iyi tasarım az tasarımdır.”

Earthcruiser sanırım bu abiyi duymuş. Almışlar bizim Faslı abinin tasarımını, Dieter Rams’ın felsefesiyle birleştirip kendi yorumlarını eklemişler ve ortaya muhteşem bir ürün çıkmış. Ben buna bayıldım. Harikulade.

Vinci şöyle, deposu böyle diye teknik detaylara girmeyeyim. Onlar zaten yeterli. Burada önemli olan tasarımın işlevselliği ve bunu o kadar başarılı uygulamışlar ki Mercedes G Klasse gibi bir canavarı Afrika çöllerini, Amazon ormanlarını, Orta Asya yaylalarını, kutup buzullarını alt edebilecek kadar sağlam bir pozisyona ulaştırmalarına rağmen zarafetini de korumayı başarmışlar. Antenlerin konumlandırılması, yan tentenin gömülmesi, tavandaki güneş panellerinin pozisyonu bile müthiş bir işçiliğin eseri. Hem zarif, hem aerodinamik. Faslı abinin tasarımına bakıp da “ulan bunu fiberden yapsak hem hafif hem şık olur” diye ben düşünmüşüm, onlar yapmış.

Olmuş. Dünya turuna çıkmak nasip olursa kullanacağım aracı buldum.

Sıra geldi parayı ayarlamaya. Herkes bir dolar verse 200.000 insan lazım. Öyle bir para. Kısmet, bir şekilde ayarlayacağız inşallah.

Earthcruiser G-Pro Escape

Earthcruiser G-Pro Escape

Earthcruiser G-Pro Escape

Earthcruiser G-Pro Escape

Earthcruiser G-Pro Escape

Nisan 2020, İstanbul

Bir de şu konular var

Yorum (1)
  1. Filipinler e gelince aramayı unutma Ömer Faruk …..

    Yanıtla

Siz ne dersiniz?

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.