Toplum

Rızık

Günün birinde Edirne’den Kırklareli’ne gidiyordum. Gece karanlık, hava güzel, dolunay parlıyor, tarlaların arasında ilerliyorum.

Bir anda önüme kocaman bir baykuş çıktı. Yolda oturmuş bekliyor şaşkın. Şerit değiştirme şansım yoktu, tek şerit zaten. Yavaşlamaya çalıştım ama baykuş da farlar yüzünden yerinde çakılıp kaldı, vurdum geçtim.

Giderken de söyleniyordum bir yandan. “Ulan o kadar tarla varken yolda mı durulur, öldün de iyi mi oldu,” falan filan.

Neyse ben geldim Kırklareli’ne, doğruca otele girdim.

Sabah kalktım, indim otoparka, arkadan arabaya doğru yürüyorum, baktım ön tarafta bir kedi. Ön sol tekerleğin yanında, uğraşıp duruyor bir şeyle.

Gittim baktım, bizim baykuş var kedinin ağzında. Garibim gece çarptığımda ön ızgaraya sıkışmış, Kırklareli’ne kadar gelmiş benimle.

“İşte,” demiştim o gün kendi kendime, “rızık bu.”

Sen istediğin kadar hopla zıpla. Kısmetinde yoksa Kırklareli’nde bir serçe bulamazsın ama kısmetinde varsa adamın biri senin rızkını Edirne’den getirir.

İnsan için de aynı şey geçerli. Çalıştığının karşılığını mutlaka alıyorsun. Ama bugün ama yarın. Çok çabaladığın o işte olmazsa günün birinde başka yerden geliyor. Gelmeyeceği gün de film bitiyor zaten.

Sözün özü, enseyi karartmamak lazım. Kısmetse yeriz.

Aralık 2016, Kırklareli

Bir de şu konular var

Siz ne dersiniz?

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.