İş Dünyası Toplum

Satabilen garson

Geçen hafta bir arkadaşımla yemek yedikten sonra, gidip bir kahve içelim dedik. Bulunduğumuz bölgede öyle çok ahım şahım mekânlar yoktu, Gönül Kahvesi diye bir yere girip oturduk.

Deli gibi yemişim, karnım tok. Sadece birkaç sigara, iyi bir kahve derdindeyim.

Güleryüzlü, genç bir garson geldi, bir americano istedim. “Pasta ister misin abi?” diye sordu, “yok,” dedim. “Sadece kahve.”

Çocuk aldı eline mönüyü, çevirdi sayfaları, “abi bak çok güzel çikolatalı pastalar var, americanonun yanında harika olur. Hem çok taze, tavsiye ederim,” dedi. Ben istemem dedikçe övdü pastaları. Ama rahatsız etmiyor tavrı, samimi davranıyor.

“Tamam ya, bir de pasta ver,” dedim. Döndü arkadaşıma, ona da çeşitli pasta ve kurabiye tavsiyelerinde bulundu. Ve ona da bir tabak kurabiye ‘sattı’.

Davranışları dikkatimi çekince biraz gözlemledim arkadaşı. Her masaya aynı şeyi yapıyordu. Siparişi alırken mönü elinde, katalogdan ürün satar gibi herkese bir tavsiyede bulunuyordu. Kimine satıyor, kimine satamıyor, ama hep deniyordu.

Bu genç, sadece bir garson. Görevi masadan siparişi alıp ötesine karışmamak. Fakat satıcılık, bu arkadaşın içinde var. Sadece sipariş almakla durmuyor, satmak istiyor, ürüne güveniyor, işini de seviyor.

Bu gencin önü açık. Garsonluğu bir meslek olarak benimsemiş, işine değer veriyor. Belki ileride bir mekan sahibi olmayı da herefliyordur, bilmiyorum. Ama kendine öyle bir hedef koymamış olsa bile, hak ediyor.

Özellikle tezgahtarlar ve garsonlarda bir memur zihniyeti var artık. Ciroya, satışa yönelik bir dertleri yok. Sorulmayan ürünü satmayı düşünmüyorlar bile. Veya alternatif sunmak akıllarına gelmiyor.

Yaptıkları işi meslekten saymıyor, gün geçirmek için takılıyorlar. Çünkü işlerine karşı bir saygıları yok. Peki kendi işine saygı duymayan bir insan, toplumdan saygı bekleyebilir mi?

Mesleği ne olursa olsun, işine değer veren insanlara saygım büyük.

Aralık 2016, İstanbul

Bir de şu konular var

Siz ne dersiniz?

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.