“Evladım buraya bak! Lan oğlum dersi kozalak gibi dinlemeyin! Sınavda çıkacak bunlar. Ben anlatır giderim, maaşımı alırım. Olan size olur.”
Ders anlatır gibi pozlara girdiğim bu okulun bulunduğu şehrin kıyameti 1986’da kopmuştu. Sovyetler Birliği’nin “işçi şehri dediğin böyle olur yoldaş!” demek için inşa ettiği örnek şehir Pripyat, 50.000 kişilik nüfusuyla gerçek bir komünizm reklamıydı fakat birkaç bilim adamının denyoluğu sonucunda bir gecede boşaldı. Bu öyle bir gidişti ki, gidenler kıyamete kadar dönmeyeceklerdi.
Çernobil’de çalışan bilim insanları, muhtemelen çok bilgiliydiler alanlarında. Sadece altı reaktörle, Sovyetler’in neredeyse yarısına enerji üretecek seviyeye ulaşmak üzerdeydiler. Fakat fazla bilginin getirdiği kibir, sonlarını hazırladı. Öyle patlattılar ki reaktörü, Türkiye’nin çay ihracatı bile zarar gördü bu hıyarlardan.
Bugün aynı adamların torunları, Türkiye’de nükleer santral kurmakla meşguller. Yani 80 milyonluk Türkiye olarak biz, bu moskofların 80’li yıllardaki becerisine henüz ulaşamamışız.
“Abi Çernobil’e yaptığınız santralden bize de yapsanıza. Ama patlamayanından olsun.”
Atom fiziğini falan geçtim, 12 yıllık mecburi eğitimin sonunda anadilini bile doğru şekilde kullanamayan insanlar yetiştiren bir eğitim sistemimiz var. Her mahallede üniversite var ama branşında uzman olup dünyaya açılmayı başaranları hala parmakla sayıyoruz.
Ve öğretmenlerimizi de bu sistem yetiştiriyor.
Mevcut duruma rağmen öğrencisine gerçekten bir şeyler katabilen tüm öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun. “Tatili bol, tasası az” diyerek tembellikten öğretmenlik yapanlarınki kutlu olmasın.
Kasım 2016, Odessa, Ukrayna