Doğadaki hayvanlara yemek verip tembelliğe alıştırmaktan bahsedince, Selim Tuncer’in bir yazısı geldi aklıma.
Tarihçi Arnold Toynbee’den örneklemeler yaptığı yazıda özetle diyordu ki, “göğüslenebilir şiddette bir tehdit olmadan, bir markanın doğup büyüyüp, serpilmesine imkân yoktur.”
Tıpkı doğadaki gibi. Sumak, böğürtlen veya meyve ağaçlarının, budandıklarında bunu bir tehdit olarak algılayıp, türlerini devam ettirmek maksadıyla daha güçlü büyümeleri gibi.
Ortamda bir tehdit yoksa ceylanlar tembelleşir, aslanlar avlanmaz, insanlar aptallaşır ve işletmeler hantallaşır.
Büyük buluşların çoğu zorunluluktan çıkmıştır. Tuzu kuru bireylerden büyük bir buluş, bir sanat eseri bekleyemezsiniz. İstisnalar elbette vardır, fakat kaideyi bozamazlar.
İnsanlarda olduğu gibi, toplumlar ve işletmeler için de aynı şey geçerlidir. Çevresinde ciddi bir rakip, bir tehdit görmeyen bir işletme, zamanla rehavete kapılır. Tehditlerle karşılaşan işletmeler ise her zaman daha diri, daha canlı olurlar. Doğanın kanunudur bu.
Eğer kökler güçlüyse, tehditler bertaraf edilir ve daha büyük güç kazanılır. Bu kimi zaman yeni bir marka, kimi zaman yeni ürünler, bazen de yeni bir sektör yatırımı olacaktır.
Sektörümüzdeki mağazalarda da aynı şeyi görüyorum. Zayıf işletmeler piyasanın durgunluğunda kolayca pes ederken, vizyoner yöneticilerin mağazaları yepyeni kampanya ve satış stratejileriyle güç kazanıyorlar.
Şu anda budama mevsimindeyiz. Sektörümüz budanacak. Zayıflar düşecek. Güçlüler belki biraz sendeleyecek fakat yeni fikirleri olanlar, fırtınadan güçlenerek çıkacaklar.
Piyasanın budandığı bu dönemde, siz de işletmenizi budamaktan kaçınmayın. “Ama bu dal zamanında çok meyve verdi” diyerek kesmediğiniz yaşlı zeytin dalının bu sene meyve vermeyeceği gibi, zamanında çok verim aldığınız ancak bugün işe yaramayan stratejiniz/projeniz/personeliniz de bundan sonra meyve veremeyecek.
Budamak verimi artırır. Zayıf dallarınızı budayın ki, güçlü dallarınız daha da güçlensin.