Burası Romanya’nın şirin kenti Braşov’un işlek caddelerinden biri ve dikkatle bakarsanız görürsünüz ki, yakınlarda hiç yaya geçidi yok. Sürekli anlatılır, “Avrupa’da yola adımını attığın anda bütün otomobiller durur,” diye. Kısmen geçerlidir bu, evet. Fakat buradaki en önemli detay, yayaların olur olmaz yerde yola atlamamasıdır....
Toplum
“Lector” Latincede “okuyan” demek. Sesli veya sessiz, okumakla ilgilenen kişilere lector demişler. Bu sözcük, birçok dile olduğu gibi İspanyolcaya da sıçramış. Lector: Okuyucu. Son zamanlarda Türkiye’deki akademik ortamlarda asistanların ağız yaya yaya kullandıkları bu sözcüğün Küba’daki hikayesiyse çok hoş. Güney Amerikalılar muhabbeti seven, müziksiz...
Çocukken babam Şile köylerine satışa giderdi. En sevdiğim şeylerden biriydi onunla birlikte gidip köy yollarında dolaşmak. Hele kış geldiyse, yollar karlıysa, değmeyin keyfime. Bazen kışlar sert olurdu, karanlık orman yollarında İstanbul’a dönerken çakalların çığlıklarını duyardık. Ürperirdim. Zaman geçti, ben büyüdüm, o köyler şehir oldu...
Sosyalleşmeyi Eymir’de mangal yapmak ve AVM’lerde boş boş dolaşmak olarak anlayan Ankara, kişi başına düşen AVM sayısında dünyada birinci sırada geliyor. Bu durum gazetelerde çarşaf çarşaf haber olarak kendine yer bulsa ve toplumun bir kısmı tarafından gelişme emaresi olarak gösterilse de durum o kadar...
“Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz....
Geçen hafta bir arkadaşımla yemek yedikten sonra, gidip bir kahve içelim dedik. Bulunduğumuz bölgede öyle çok ahım şahım mekânlar yoktu, Gönül Kahvesi diye bir yere girip oturduk. Deli gibi yemişim, karnım tok. Sadece birkaç sigara, iyi bir kahve derdindeyim. Güleryüzlü, genç bir garson geldi,...
Günün birinde Edirne’den Kırklareli’ne gidiyordum. Gece karanlık, hava güzel, dolunay parlıyor, tarlaların arasında ilerliyorum. Bir anda önüme kocaman bir baykuş çıktı. Yolda oturmuş bekliyor şaşkın. Şerit değiştirme şansım yoktu, tek şerit zaten. Yavaşlamaya çalıştım ama baykuş da farlar yüzünden yerinde çakılıp kaldı, vurdum geçtim....
Kümes hayvanları arasında üvey evlat var mıdır deseniz, var derim. Hindi. Tarih boyunca hiçbir toplum kendine yakıştıramamış hindiyi. Hep başka toplumlara itelemişler. Hep ithal gelmiş garibim. Tipine de bir türlü karar veremeyip Türk horozu, Hint horozu falan demişler. Türk topraklarından geldiğini düşünen İngilizler turkey...
Sanırım 7-8 yaşlarındayım. Tekirdağ’da anneanne evinde, yer sofrasında kahvaltı yapıyoruz. Arka bahçedeki kerpiç fırında pişmiş ıspanaklı börekten, dede bağında yetişmiş üzümlerin pekmezine kadar hepsi anneanne elinden geçmiş bol çeşit var sofrada. Tabi ben zeytine acıkmış olarak doğduğumdan, sadece ona odaklanmışım, ekmeksiz götürüyorum. Bir ara...
Çocuktum. Sağırlar okulu vardı bizim oralarda. Özürlü, sakat, kör, topal, sağır… Ayıp değildi bu sıfatlar. Fakat toplumumuzun en büyük özelliği kabalık olduğu için, çeşitli hastalık isimleri hakaret olarak kullanılmaya başlandı. Kimse engellilere hakaret etmiyordu fakat onların engelini başkalarına hakaret etmek için kullanmakta bir sakınca...