“Doğa kendi haline bırakılırsa yaptığımız yolları, apartmanları yerle bir etmekten geri durmayacaktır. Duvarlarımızı yabani asmalar saracak, özenle kurduğumuz geometrik dünyada tam bir karmaşa hüküm sürmeye başlayacaktır. Doğa insan yapısı olan her şeyi aşındırır, eritir, yumuşatır, lekeler, parça parça eder. Ve sonunda savaşı kazanır.” Diyor...
Seyahat
Odessa’da küçük bir dükkanda, tozun içinde bulmuştum bu imbiği. Kıymeti bilinmemiş, mağazanın arkasında kaybolup gitmişti. Çok bir fikrim yoktu aslında, Fırat edasıyla “bir şey yaparım ben bunla ki,” dedim, attım bagaja. İstanbul’da bir işe yaradı mı, hayır. Evin balkonunda yattı durdu aylarca. Sonra çiftliğe...
Ukrayna’da Türkiye imajı günden güne bozuluyor. Ukrayna kentlerini dolaştığımda görüyorum ki, Odessa, Kiev, Lviv gibi popüler şehirlerde Türklerden nefret ediyorlar artık. Chernivtsy’de sınırdan girerken bir çiçek vermediği kalan sevimli sınır polislerinin Odessa’da Türkiye’den gelenlere surat yapmasının nedeni bu. Chernivtsy halkı Türkleri henüz tanımıyor. Zarif...
Bran Şatosu, Romanya’nın önemli simgelerinden biri. Transilvanya’nın bütün şatoları gibi karmakarışık, bir sürü minik odalı, daracık merdivenli, dışarıdan heybetli, içeriden sıkıcı bir kale burası. Konum olarak muazzam, bu kaleyi etkisiz hale getirmeden Bran Vadisi’ni geçmek zormuş o devrin orduları için. Elini sallasan şatoya çarpan...
“Yıl 1972. Bir arkadaşımız, Almanya’dan 4 tane otomobil getirmeye karar verdi. Tabi geçmiş zaman, araçları taşımak mı pahalıydı, biz mi macera arıyorduk hatırlamıyorum; otomobilleri binerek getirmeye karar verdik. Gittik Berlin’e, biraz dolaştık, aldık arabaları dönüyoruz. Münih’ten çıkınca, Avusturya sınırına 150 km kala şirin bir...
Burası Romanya’nın şirin kenti Braşov’un işlek caddelerinden biri ve dikkatle bakarsanız görürsünüz ki, yakınlarda hiç yaya geçidi yok. Sürekli anlatılır, “Avrupa’da yola adımını attığın anda bütün otomobiller durur,” diye. Kısmen geçerlidir bu, evet. Fakat buradaki en önemli detay, yayaların olur olmaz yerde yola atlamamasıdır....
Çocukken babam Şile köylerine satışa giderdi. En sevdiğim şeylerden biriydi onunla birlikte gidip köy yollarında dolaşmak. Hele kış geldiyse, yollar karlıysa, değmeyin keyfime. Bazen kışlar sert olurdu, karanlık orman yollarında İstanbul’a dönerken çakalların çığlıklarını duyardık. Ürperirdim. Zaman geçti, ben büyüdüm, o köyler şehir oldu...
“Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz....
“Evladım buraya bak! Lan oğlum dersi kozalak gibi dinlemeyin! Sınavda çıkacak bunlar. Ben anlatır giderim, maaşımı alırım. Olan size olur.” Ders anlatır gibi pozlara girdiğim bu okulun bulunduğu şehrin kıyameti 1986’da kopmuştu. Sovyetler Birliği’nin “işçi şehri dediğin böyle olur yoldaş!” demek için inşa ettiği...
Türkiye’de hıyarın teki bir voyvoda olarak bilinen Hünyadi Yanoş, Romanya’da Hunyadi Janos adıyla, bir kahraman olarak anılır. Cesur bir adam, büyük bir savaşçıdır fakat tarih yalan söylemez. 1400’lerde Erdel Voyvodası olan Yanoş, Osmanlı ile yaptığı anlaşmaları sayısız kez bozmuş, sürekli sınır illerinde at koşturmuştur....